Siyonizm varlığını kendi ürettiği, gerçekte var olmayan hayallere inanarak, düşmanlaştırma siyaseti üzerinden sürdürüyor. Sürekli mağduriyet üretirken mağduru oynamasını da çok iyi beceriyor.
Bugünlerde ise Netanyahu’nun seçim stratejisi daha doğrusu seçim paniği ile attığı adımlara şahitlik ediyoruz. Seçim stratejisinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef alma, Türkfobiayı derinleştirme üzerine kurulu olduğunu görüyoruz. Tümüyle propagandası toplum mühendisliği üzerine temellenmiş gözüküyor. İnsanların duygu ve düşüncelerini yönlendirmenin ötesinde esaret altına alma, davranışlarını ise kontrol etme mücadelesi veriyor. Öncelikli olarak bilgiyi hedef alıyor, manipüle ediyor, psikolojik harekat taktikleriyle de kitleleri peşine takıyor. Bu peşe takılma destek anlamında değil, kirli propagandanın ağına düşerek üretilen söylemi yayma şeklinde gerçekleşiyor. Netanyahu ülkemizi hedef alıyor, eleştiri yaptığımızı düşünerek söz konusu videoyu biz yaygınlaştırıyoruz. Oysa eleştireceksek, sözlerinin yer aldığı videoyu yaymak zorunda değiliz. Sözlerine stratejik derinlik içerisinde cevap verir geçeriz… Öyle de oldu. İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Netanyahu’nun viral olan videosuna ve sözlerine kısa ve net cevap verdi: “Türkiye, bölgenin en tecrübeli ve köklü ülkelerinden biridir. Bizim devlet geleneğimiz derindir. Tedbirli, serinkanlı ve kudretli bir ülkeyiz. Netanyahu gibi figüranların barış ve istikrarı baltalama oyunlarına gelmeyecek tecrübeye sahibiyiz.”
Evet devlet olarak verilen mesaj net. Senaryo görülmüş, kurgu aşamasında oyun sahneye konulmadan bozulmuş..
Bu ses Hz. Ömer’in sesidir. Hz.Ömer, devlet yönetiminde adaleti her şeyin üstünde tutmuştu. Kanun önünde kimseye ayrıcalık tanımamış, yönettiği coğrafyada da sorumluluk bilinciyle hareket edip, hakkı üstün tutmuştur. Bizim devlet aklımızın birinci maddesinde, “Halife dahi olsa, sıradan bir vatandaşla aynı haklara sahiptir” ilkesi yer almaktadır. Bu ilkeyi yüklenir, buna göre hareket ederiz. Irkçı ve ayrıcalıkçı bir karakter taşıyan İsrail’in ayak oyunlarına gelmez, terörist, faşist ve şovenist bir örgütün tuzaklarına düşmez. Örgüt diyorum, çünkü Siyonizm, Nazi örgütünden farklı değil. Siyonist bir akademisyenin oğlu olan Netanyahu şu an bu örgütün lideri. Tarihimizden ve kadim medeniyet değerlerimizden aldığı güçle yoluna devam eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu faşist örgütün lideriyle muhatap olması beklenemez. Bir örgüt ile devlet de kıyaslanamaz. Örgütün mottosu öldürmek, devletin mottosu yaşatmak. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sıklıkla vurguladığı ifade, Şeyh Edebali’ye atfedilen “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” düsturudur. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, siyaset ve yönetim anlayışlarının merkezinde insan vardır. Adalet, merhamet ve hakkaniyet vardır. Siyonizmin mottosu “topraksız bir halk için halksız bir toprak” yani etnik temizliktir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mottosu, “Barışın anahtarı Türkiye’dir.” İki motto kıyaslanamaz, eşitlenemez, tartışılamaz. İsrail, Türkiye’ye rakip olarak asla gösterilemez. İsrail’in Orta Doğu’yu cehenneme çevirmeyi amaçlayan işgalci zihniyetin Türkiye üzerine kurulu stratejileri tutmaz. Söylemden öteye geçmez. Geçerse, gerekli yanıtı da alır.
Krizler, kaos ve savaştan beslenen, varlığını sürdürmek için yayılmacı politikaları olmazsa olmaz olarak gören İsrail’i asıl rahatsız eden faktörler ise; Mekke Anlaşması, Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge, normalleşen Suriye ve vekalet savaşlarından arındırılacak Irak… Bölgede istikrarsızlık isteyen terör devleti İsrail elbette bu süreçlerden rahatsız olacaktır. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması siyasi, askeri, ekonomik ve stratejik açıdan yeni bir dönemi işaret ediyor. Coğrafyaya dayatılan emperyal sistem yerle bir oluyor. Savunma sanayi, nükleer ve mali güç ilk defa bir araya geliyor. Kapsamlı işbirliği İsrail’i doğal olarak panikletiyor.
Terörsüz Türkiye süreci ise ülkemizin huzuru, milletimizin güvenliği ve geleceğimizin selameti için yürütülüyor. Ancak sadece ülkemizin değil bölgemizin asli değerlerine dönmesi, tüm bölgeyi barışın kuşatması, huzur, refah ve özgürlük alanının genişletilmesini hedefliyor. Süreç, Türkiye’ye yönelik küresel tehditlerin arttığı dönemde bin yıllık Türk- Kürt kardeşliğimizi kimsenin bozamayacağını ilan ediyor.
Atılan her adım sadece Türkiye’de değil, ülkemizin de içinde bulunduğu tüm coğrafyada barış ve kardeşliği yeniden oluşturmayı hedefliyor. Başta Orta Doğu olmak üzere Türkiye’nin bulunduğu ve sınır komşusu olduğu bölgeler, yıllardır küresel güçlerin ve bölgesel aktörlerin çatışmalarıyla adeta bir ateş çemberi haline geldi. Türkiye’nin bu jeopolitik karmaşada kırılganlıkları ortadan kaldırması önemlidir. Özetle, atılan adımlar İsrail’in bölgemizde oynadığı oyunları boşa çıkaracaktır. İsrail’in tarihsel kirli güvenlik stratejisi olan çevre ülkelerdeki etnik ve mezhepsel gruplar üzerinden istikrarsızlık ortaya çıkarma politikası geçerliliğini yitirecektir. Vekil güçlerin devletleri içten sarsmaya çalıştığı ve çatışmaların yaygınlaştığı bir dönemde, güçlü bir iç cephe ve güçlü kalkınma ayrıca Türkiye’nin bölgesel ve küresel vizyonunun önemli bir dayanağı olacaktır.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Kadim devlet aklı ve siyasi tecrübeyle ilmek ilmek dokuduğumuz süreci, ihtiraslara, yanlış hesaplara ve emperyalist oyunlara kurban etmeyeceğiz” sözü, sürecin önemini daha da iyi anlatıyor.
Akıldan ziyade duygulara hitap ederek, birlikteliğimizi hedef almaya devam edecekler. Korku, öfke veya sıkıntı gibi olumsuz duygusal tepkileri uyandıran aktörleri sahaya sürerek zihnimizi bulandırmaya çalışacaklar. Bize düşen görev irademize sahip çıkmaktır, önyargıları hedef alan algı yöntemlerine düşmemektir. Bu yüzden sinir uçlarımıza dokunan her video, tepki göstermemiz için değil; yaymamız için de hazırlanmış olabilir. “Eleştiriyorum” diyerek paylaşırken, kurgulanan mesajın daha geniş kitlelere ulaşmasına hizmet etmeyin. Önce durun. Kaynağı sorgulayın. Bağlamı kontrol edin. Sonra karar verin. Unutmayın.. Sahneye konulan oyunun parçası olmamak da bir dijital sorumluluktur.
Yazı Kaynağı: GZT
